KelimelerBağlaçlar NotlarımPremium
Ana Sayfa › Kelimeler › Fen › 2019

YÖKDİL 2019 Fen Çıkmış Kelimeler

2019 YÖKDİL Fen oturumunda çıkmış kelimeler, anlamları ve akademik örnek cümleleriyle. Ücretsiz çalış, not al, PDF indir.

49 kelime · 2019 Fen

expedition

☆
sefer, yolculuk
The scientific expedition to the Arctic aimed to collect ice core samples for climate analysis.
Kuzey Kutbu'na yapılan bilimsel sefer, iklim analizi için buz çekirdeği örnekleri toplamayı amaçlıyordu.

comment

☆
yorum
The peer reviewer provided a critical comment on the methodology section of the manuscript.
Hakem, makalenin yöntem bölümüne ilişkin eleştirel bir yorum sundu.

imitation

☆
taklit
Imitation plays a fundamental role in the cognitive development of primates, as demonstrated by numerous behavioral studies.
Çok sayıda davranışsal çalışmanın gösterdiği gibi, taklit primatların bilişsel gelişiminde temel bir rol oynar.

substance

☆
cisim, madde
The chemical substance was analyzed using mass spectrometry to determine its molecular composition.
Kimyasal madde, moleküler bileşimini belirlemek için kütle spektrometrisi kullanılarak analiz edildi.

advantage

☆
fayda, yarar
One significant advantage of this technique is its ability to detect trace amounts of contaminants in water samples.
Bu tekniğin önemli bir avantajı, su numunelerindeki eser miktardaki kirleticiyi tespit edebilmesidir.

loss

☆
zarar, kayıp
The loss of biodiversity in tropical ecosystems has accelerated at an alarming rate over the past decade.
Tropikal ekosistemlerdeki biyoçeşitlilik kaybı, son on yılda endişe verici bir hızla artmıştır.

extent

☆
boyut, kapsam
The full extent of the environmental damage caused by the oil spill is still being assessed by researchers.
Petrol sızıntısının neden olduğu çevresel hasarın tam kapsamı hâlâ araştırmacılar tarafından değerlendirilmektedir.

objection

☆
itiraz, karşı gelme
The primary objection to the proposed theory was the lack of reproducible experimental evidence.
Önerilen teoriye yönelik temel itiraz, tekrarlanabilir deneysel kanıt eksikliğiydi.

path

☆
yol
The path of the neural signal was traced from the sensory receptor to the cerebral cortex.
Sinir sinyalinin yolu, duyusal reseptörden beyin korteksine kadar izlendi.

relief

☆
rahatlama
The administration of the analgesic compound provided significant relief from chronic pain in clinical trials.
Analjezik bileşiğin uygulanması, klinik denemelerde kronik ağrıdan önemli ölçüde rahatlama sağladı.

consequence

☆
sonuç
A direct consequence of rising global temperatures is the accelerated melting of polar ice caps.
Küresel sıcaklıkların yükselmesinin doğrudan bir sonucu, kutup buzullarının hızlanan erimesidir.

assumption

☆
varsayım
The underlying assumption of the model is that all variables remain constant throughout the experiment.
Modelin temel varsayımı, tüm değişkenlerin deney boyunca sabit kalmasıdır.

function

☆
işlev
The primary function of mitochondria is to generate adenosine triphosphate through cellular respiration.
Mitokondrinin temel işlevi, hücresel solunum yoluyla adenozin trifosfat üretmektir.

distinction

☆
ayrım
The distinction between correlation and causation is a fundamental principle in scientific research methodology.
Korelasyon ve nedensellik arasındaki ayrım, bilimsel araştırma metodolojisinde temel bir ilkedir.

observation

☆
gözlem
Careful observation of celestial phenomena led to the discovery of several previously unknown exoplanets.
Göksel olayların dikkatli gözlemi, daha önce bilinmeyen birkaç ötegezegenin keşfine yol açtı.

delay

☆
gecikme
Any delay in administering the vaccine could significantly reduce its effectiveness against the pathogen.
Aşının uygulanmasındaki herhangi bir gecikme, patojene karşı etkinliğini önemli ölçüde azaltabilir.

celebration

☆
kutlama
The celebration of the centennial anniversary of the discovery of penicillin highlighted its impact on modern medicine.
Penisilin keşfinin yüzüncü yıl dönümü kutlaması, modern tıp üzerindeki etkisini gözler önüne serdi.

difficulty

☆
zorluk
The primary difficulty in conducting the experiment was maintaining a sterile environment throughout the procedure.
Deneyi yürütmedeki temel zorluk, işlem boyunca steril bir ortamı sürdürmekti.

achievement

☆
başarı
The successful sequencing of the human genome was widely regarded as a landmark achievement in molecular biology.
İnsan genomunun başarılı bir şekilde dizilenmesi, moleküler biyolojide çığır açan bir başarı olarak geniş çapta kabul gördü.

limitation

☆
kısıtlama
A key limitation of this study is the relatively small sample size used in the clinical trial.
Bu çalışmanın temel bir kısıtlaması, klinik denemede kullanılan nispeten küçük örneklem büyüklüğüdür.

close

☆
yakın
The close proximity of the two celestial bodies exerts a measurable gravitational influence on their orbital trajectories.
İki gök cisminin yakın konumu, yörünge yolları üzerinde ölçülebilir bir kütleçekim etkisi uygulamaktadır.

early

☆
erken
Early detection of malignant tumors significantly improves the prognosis and survival rates of patients.
Kötü huylu tümörlerin erken tespiti, hastaların prognozunu ve hayatta kalma oranlarını önemli ölçüde iyileştirmektedir.

frozen

☆
dondurulmuş
Analysis of frozen soil samples from the permafrost revealed microbial communities that had remained dormant for millennia.
Kalıcı dondan alınan dondurulmuş toprak örneklerinin analizi, binlerce yıl boyunca uyku hâlinde kalmış mikrobiyal toplulukları ortaya çıkardı.

thin

☆
ince, zayıf
A thin layer of graphene was deposited onto the substrate to enhance its electrical conductivity.
Elektriksel iletkenliğini artırmak için alt tabaka üzerine ince bir grafen katmanı biriktirildi.

outdoor

☆
açık, dışarıda
Outdoor air quality monitoring stations were installed across the metropolitan area to measure particulate matter concentrations.
Partikül madde konsantrasyonlarını ölçmek için metropol alanı genelinde açık hava kalitesi izleme istasyonları kuruldu.

excitedly

☆
heyecanla
The research team excitedly reported that the experimental drug had produced statistically significant results.
Araştırma ekibi, deneysel ilacın istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar ürettiğini heyecanla bildirdi.

publicly

☆
halka açık olarak
The research findings were publicly disclosed at the annual international conference on infectious diseases.
Araştırma bulguları, yıllık uluslararası bulaşıcı hastalıklar konferansında halka açık olarak paylaşıldı.

easily

☆
rahatlıkla
The compound can be easily synthesized using widely available reagents and standard laboratory equipment.
Bileşik, yaygın olarak bulunan reaktifler ve standart laboratuvar ekipmanı kullanılarak kolaylıkla sentezlenebilir.

regularly

☆
düzenli olarak
The patients were regularly monitored for adverse side effects throughout the duration of the clinical trial.
Hastalar, klinik deneme süresince olumsuz yan etkiler açısından düzenli olarak izlendi.

densely

☆
yoğun olarak
Densely populated urban areas tend to exhibit higher levels of air pollution due to vehicular emissions.
Yoğun nüfuslu kentsel alanlar, araç emisyonları nedeniyle daha yüksek hava kirliliği seviyeleri sergileme eğilimindedir.

defend

☆
savunmak
The immune system employs a variety of mechanisms to defend the body against pathogenic microorganisms.
Bağışıklık sistemi, vücudu patojenik mikroorganizmalara karşı savunmak için çeşitli mekanizmalar kullanır.

fail

☆
başarısız olmak
Clinical trials may fail if the sample population is not sufficiently representative of the target demographic.
Örneklem popülasyonu hedef demografiyi yeterince temsil etmiyorsa klinik denemeler başarısız olabilir.

recycle

☆
geri dönüştürmek
Efforts to recycle electronic waste have become increasingly important as the volume of discarded devices continues to rise.
Atılan cihazların hacmi artmaya devam ettikçe, elektronik atıkları geri dönüştürme çabaları giderek daha önemli hâle gelmiştir.

delete

☆
silmek
Using CRISPR technology, scientists were able to delete specific gene sequences associated with hereditary disorders.
CRISPR teknolojisini kullanan bilim insanları, kalıtsal bozukluklarla ilişkili belirli gen dizilimlerini silmeyi başardı.

confuse

☆
kafasını karıştırmak
Students often confuse correlation with causation when interpreting the results of observational studies.
Öğrenciler, gözlemsel çalışmaların sonuçlarını yorumlarken korelasyon ile nedenselliği sıklıkla birbirine karıştırır.

become

☆
olmak
Antibiotic-resistant bacteria have become a major public health concern in hospitals worldwide.
Antibiyotiğe dirençli bakteriler, dünya genelinde hastanelerde büyük bir halk sağlığı sorunu hâline gelmiştir.

grow

☆
yetişmek, büyümek
Certain extremophilic organisms can grow in environments with temperatures exceeding one hundred degrees Celsius.
Bazı ekstremofilik organizmalar, yüz derece Santigrat'ı aşan sıcaklıklara sahip ortamlarda büyüyebilir.

cool down

☆
sakin olmak
The molten metal must cool down gradually to prevent the formation of structural defects in the alloy.
Erimiş metal, alaşımda yapısal kusurların oluşumunu önlemek için kademeli olarak soğumalıdır.

stay out

☆
dışarıda kalmak
Researchers advised participants to stay out of direct sunlight during the dermatological sensitivity assessment.
Araştırmacılar, dermatolojik hassasiyet değerlendirmesi sırasında katılımcılara doğrudan güneş ışığından uzak durmalarını tavsiye etti.

pass away

☆
ölmek, yok olmak
A significant number of patients pass away each year due to complications arising from antibiotic-resistant infections.
Her yıl önemli sayıda hasta, antibiyotiğe dirençli enfeksiyonlardan kaynaklanan komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybetmektedir.

clean up

☆
düzeltmek, toparlamak
Bioremediation techniques are increasingly used to clean up sites contaminated with hazardous industrial waste.
Biyoremediasyon teknikleri, tehlikeli endüstriyel atıklarla kirlenmiş alanları temizlemek için giderek daha fazla kullanılmaktadır.

heat up

☆
kızdırmak, ısıtmak
As greenhouse gas emissions increase, global oceans continue to heat up at an unprecedented rate.
Sera gazı emisyonları arttıkça, küresel okyanuslar benzeri görülmemiş bir hızda ısınmaya devam etmektedir.

bump into

☆
rast gelmek, çarpışmak
Gas molecules constantly bump into one another, and the frequency of these collisions determines the pressure of the system.
Gaz molekülleri sürekli olarak birbirine çarpar ve bu çarpışmaların sıklığı sistemin basıncını belirler.

put off

☆
erteleme
The decision to put off the clinical trial was made due to insufficient funding for the research project.
Klinik denemeyi erteleme kararı, araştırma projesi için yetersiz finansman nedeniyle alındı.

make up

☆
oluşturmak
Hydrogen and oxygen atoms make up the molecular structure of water, the most essential compound for life.
Hidrojen ve oksijen atomları, yaşam için en temel bileşik olan suyun moleküler yapısını oluşturur.

bring about

☆
sebep olmak
Genetic mutations can bring about significant phenotypic changes in subsequent generations of an organism.
Genetik mutasyonlar, bir organizmanın sonraki nesillerinde önemli fenotipik değişikliklere yol açabilir.

watch over

☆
dikkatle uymak
Automated monitoring systems watch over critical laboratory conditions such as temperature and humidity around the clock.
Otomatik izleme sistemleri, sıcaklık ve nem gibi kritik laboratuvar koşullarını gün boyu gözetler.

put on

☆
giymek
Laboratory personnel must put on protective equipment, including gloves and goggles, before handling hazardous chemicals.
Laboratuvar personeli, tehlikeli kimyasallarla çalışmadan önce eldiven ve koruyucu gözlük dahil koruyucu ekipman giymelidir.

fall down

☆
düşmek
Atmospheric particulate matter can fall down to the surface through gravitational settling and precipitation scavenging.
Atmosferik partikül madde, yerçekimi çökelmesi ve yağış süpürmesi yoluyla yüzeye düşebilir.