KelimelerBağlaçlar NotlarımPremium
Ana Sayfa › Kelimeler › Fen › 2020

YÖKDİL 2020 Fen Çıkmış Kelimeler

2020 YÖKDİL Fen oturumunda çıkmış kelimeler, anlamları ve akademik örnek cümleleriyle. Ücretsiz çalış, not al, PDF indir.

52 kelime · 2020 Fen

expense

☆
masraf, harcama
The expense of maintaining laboratory equipment has increased significantly over the past decade.
Laboratuvar ekipmanlarının bakım masrafı son on yılda önemli ölçüde artmıştır.

precaution

☆
önlem, tedbir
Stringent precautions must be taken when handling radioactive materials in the laboratory.
Laboratuvarda radyoaktif maddeler kullanılırken sıkı önlemler alınmalıdır.

threat

☆
tehdit
Climate change poses a serious threat to biodiversity in tropical ecosystems.
İklim değişikliği, tropikal ekosistemlerdeki biyolojik çeşitlilik için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.

advance

☆
ilerleme
Recent advances in gene-editing technology have opened new avenues for treating hereditary diseases.
Gen düzenleme teknolojisindeki son ilerlemeler, kalıtsal hastalıkların tedavisi için yeni yollar açmıştır.

decline

☆
düşüş
A sharp decline in pollinator populations has been observed across several continents.
Tozlayıcı popülasyonlarında keskin bir düşüş birçok kıtada gözlemlenmiştir.

instruction

☆
talimat, yönerge
The participants were given detailed instructions before the commencement of the clinical trial.
Katılımcılara klinik deneyin başlamasından önce ayrıntılı talimatlar verildi.

profit

☆
kar, fayda, çıkar
Pharmaceutical companies often prioritize profit over the accessibility of essential medicines.
İlaç şirketleri genellikle temel ilaçların erişilebilirliğinden ziyade karı ön plana çıkarır.

intention

☆
maksat, niyet
The primary intention of this study was to evaluate the efficacy of the new vaccine candidate.
Bu çalışmanın temel amacı, yeni aşı adayının etkinliğini değerlendirmekti.

cause

☆
sebep, neden
Identifying the underlying cause of a disease is essential for developing effective treatments.
Bir hastalığın altında yatan nedeni belirlemek, etkili tedaviler geliştirmek için esastır.

respectable

☆
saygı değer
The journal has maintained a respectable impact factor for over two decades.
Dergi, yirmi yılı aşkın süredir saygın bir etki faktörünü sürdürmektedir.

regular

☆
düzenli
Regular monitoring of environmental pollutants is necessary to assess long-term ecological damage.
Uzun vadeli ekolojik hasarı değerlendirmek için çevresel kirleticilerin düzenli olarak izlenmesi gereklidir.

distinct

☆
belirgin, farklı
The two species exhibit distinct morphological features despite sharing a common ancestor.
İki tür, ortak bir atayı paylaşmalarına rağmen belirgin morfolojik özellikler sergilemektedir.

consistent

☆
istikrarlı, tutarlı
The experimental results were consistent with the predictions of the theoretical model.
Deneysel sonuçlar, teorik modelin öngörüleriyle tutarlıydı.

urgent

☆
acil, önemli
There is an urgent need to develop sustainable alternatives to fossil fuels.
Fosil yakıtlara sürdürülebilir alternatifler geliştirmek için acil bir ihtiyaç bulunmaktadır.

tedious

☆
sıkıcı
The tedious process of manually classifying thousands of specimens has been replaced by automated systems.
Binlerce örneği elle sınıflandırmanın sıkıcı süreci, otomatik sistemlerle değiştirilmiştir.

threatening

☆
tehditkar, korkutucu
Rising sea levels present a threatening scenario for low-lying coastal communities.
Yükselen deniz seviyeleri, alçak kıyı toplulukları için tehditkar bir senaryo oluşturmaktadır.

redundant

☆
lüzumsuz, gereksiz
Eliminating redundant variables from the model improved its predictive accuracy considerably.
Modelden gereksiz değişkenlerin çıkarılması, tahmin doğruluğunu önemli ölçüde artırdı.

flexible

☆
esnek
A flexible research methodology allows scientists to adapt their approach as new data emerges.
Esnek bir araştırma metodolojisi, bilim insanlarının yeni veriler ortaya çıktıkça yaklaşımlarını uyarlamalarına olanak tanır.

weak

☆
zayıf
The correlation between the two variables was statistically weak and therefore inconclusive.
İki değişken arasındaki korelasyon istatistiksel olarak zayıftı ve bu nedenle kesin bir sonuca varılamadı.

scarce

☆
kıt, seyrek
Fresh water is becoming increasingly scarce in arid regions due to prolonged drought conditions.
Tatlı su, uzun süreli kuraklık koşulları nedeniyle kurak bölgelerde giderek daha kıt hale gelmektedir.

accidental

☆
tesadüfi
The discovery of penicillin is often cited as one of the most significant accidental findings in science.
Penisilin keşfi, bilimdeki en önemli tesadüfi buluşlardan biri olarak sıkça gösterilir.

vague

☆
kararsız
The hypothesis was considered too vague to be tested through empirical experimentation.
Hipotez, ampirik deneylerle test edilemeyecek kadar belirsiz kabul edildi.

detailed

☆
ayrıntılı
A detailed analysis of the genome revealed several previously unidentified genetic mutations.
Genomun ayrıntılı bir analizi, daha önce tanımlanmamış birçok genetik mutasyonu ortaya çıkardı.

supportive

☆
destekleyici
The clinical data were highly supportive of the proposed mechanism of drug action.
Klinik veriler, önerilen ilaç etki mekanizmasını son derece destekleyiciydi.

critical

☆
kritik, ciddi
Temperature control is critical for the successful cultivation of bacterial cultures in the laboratory.
Sıcaklık kontrolü, laboratuvarda bakteri kültürlerinin başarılı bir şekilde yetiştirilmesi için kritiktir.

doubtful

☆
şüpheli
It is doubtful whether the current model can accurately predict long-term climate patterns.
Mevcut modelin uzun vadeli iklim örüntülerini doğru bir şekilde tahmin edip edemeyeceği şüphelidir.

neutral

☆
tarafsız, yansız
Maintaining a neutral pH level is essential for the stability of many biochemical reactions.
Nötr bir pH seviyesinin korunması, birçok biyokimyasal reaksiyonun kararlılığı için esastır.

ignorant

☆
bilgisiz, cahil
Remaining ignorant of basic safety protocols can have catastrophic consequences in a laboratory setting.
Temel güvenlik protokolleri hakkında bilgisiz kalmak, laboratuvar ortamında feci sonuçlara yol açabilir.

immensely

☆
çok fazla
The discovery of CRISPR technology has immensely accelerated progress in genetic engineering.
CRISPR teknolojisinin keşfi, genetik mühendisliğindeki ilerlemeyi son derece hızlandırmıştır.

insufficiently

☆
yetersiz derecede
The hypothesis was insufficiently supported by the available empirical evidence.
Hipotez, mevcut ampirik kanıtlarla yetersiz derecede desteklenmiştir.

adversely

☆
zararına, kötü yönde
Prolonged exposure to industrial pollutants can adversely affect respiratory function.
Endüstriyel kirleticilere uzun süre maruz kalma, solunum fonksiyonunu olumsuz yönde etkileyebilir.

inconveniently

☆
elverişsiz bir şekilde
The equipment malfunction occurred inconveniently during the most critical phase of the experiment.
Ekipman arızası, deneyin en kritik aşamasında elverişsiz bir şekilde meydana geldi.

elaborately

☆
ayrıntılı bir şekilde
The experimental procedure was elaborately designed to account for all potential confounding variables.
Deneysel prosedür, tüm olası karıştırıcı değişkenleri hesaba katacak şekilde ayrıntılı olarak tasarlandı.

derive

☆
türemek
Many modern pharmaceuticals derive their active compounds from naturally occurring plant substances.
Birçok modern ilaç, aktif bileşiklerini doğal olarak oluşan bitkisel maddelerden türetir.

prevent

☆
engellemek, önlemek
Vaccination programs have been instrumental in preventing the spread of infectious diseases globally.
Aşılama programları, bulaşıcı hastalıkların küresel yayılımını önlemede etkili olmuştur.

extract

☆
özünü çıkarmak
Scientists were able to extract DNA from ancient fossils using advanced molecular techniques.
Bilim insanları, gelişmiş moleküler teknikler kullanarak eski fosillerden DNA çıkarmayı başardılar.

distinguish

☆
ayırmak
Advanced imaging techniques allow researchers to distinguish between benign and malignant tumors.
Gelişmiş görüntüleme teknikleri, araştırmacıların iyi huylu ve kötü huylu tümörleri birbirinden ayırmasına olanak tanır.

obtain

☆
elde etmek
The researchers obtained ethical approval before commencing the clinical trial.
Araştırmacılar, klinik deneye başlamadan önce etik onay aldılar.

celebrate

☆
kutlamak
The scientific community gathered to celebrate the centennial anniversary of the theory of relativity.
Bilim camiası, görelilik teorisinin yüzüncü yıl dönümünü kutlamak için bir araya geldi.

lost

☆
kaybetmek
A significant amount of biodiversity has been lost due to habitat destruction over the past century.
Son yüzyılda habitat tahribatı nedeniyle önemli miktarda biyolojik çeşitlilik kaybedilmiştir.

replenish

☆
doldurmak, tazelemek
Groundwater reserves take decades to replenish once they have been depleted by excessive extraction.
Yeraltı suyu rezervleri, aşırı çekim nedeniyle tükendikten sonra yeniden dolması onlarca yıl alır.

reduce

☆
azaltmak
Implementing energy-efficient technologies can significantly reduce greenhouse gas emissions.
Enerji verimli teknolojilerin uygulanması, sera gazı emisyonlarını önemli ölçüde azaltabilir.

ruin

☆
mahvetmek
Uncontrolled industrialization has the potential to ruin fragile ecosystems beyond recovery.
Kontrolsüz sanayileşme, kırılgan ekosistemleri geri dönüşü olmayacak şekilde mahvetme potansiyeline sahiptir.

renew

☆
yenilemek
The research team decided to renew their investigation using more sophisticated analytical instruments.
Araştırma ekibi, daha gelişmiş analitik araçlar kullanarak araştırmalarını yenilemeye karar verdi.

resist

☆
direnmek
Certain bacterial strains have evolved the ability to resist multiple classes of antibiotics.
Belirli bakteri suşları, birden fazla antibiyotik sınıfına direnme yeteneği geliştirmiştir.

restrict

☆
sınırlamak
Ethical guidelines restrict the use of certain experimental procedures on human subjects.
Etik kurallar, insan denekler üzerinde belirli deneysel prosedürlerin kullanımını sınırlar.

center on

☆
bir konunun çevresinde
The current debate in neuroscience centers on the relationship between brain structure and consciousness.
Nörobilim alanındaki güncel tartışma, beyin yapısı ile bilinç arasındaki ilişki üzerine yoğunlaşmaktadır.

fall behind

☆
geride kalmak, gecikmek
Countries that fail to invest in research and development risk falling behind in technological innovation.
Araştırma ve geliştirmeye yatırım yapmayan ülkeler, teknolojik yenilik konusunda geride kalma riskiyle karşı karşıyadır.

leave out

☆
hariç tutmak
The researchers decided to leave out inconclusive data points that could distort the overall analysis.
Araştırmacılar, genel analizi bozabilecek sonuçsuz veri noktalarını hariç tutmaya karar verdiler.

bring down

☆
indirmek, alt etmek
New manufacturing techniques have helped bring down the cost of producing solar panels.
Yeni üretim teknikleri, güneş paneli üretim maliyetini düşürmeye yardımcı olmuştur.

put off

☆
erteleme
The launch of the satellite mission was put off due to unfavorable atmospheric conditions.
Uydu görevinin fırlatılması, olumsuz atmosferik koşullar nedeniyle ertelendi.

set down

☆
indirmek, alt etmek
The guidelines set down by the regulatory agency must be followed during all stages of drug development.
Düzenleyici kurum tarafından belirlenen yönergeler, ilaç geliştirmenin tüm aşamalarında takip edilmelidir.