KelimelerBağlaçlar NotlarımPremium
Ana Sayfa › Kelimeler › Sosyal › 2019

YÖKDİL 2019 Sosyal Çıkmış Kelimeler

2019 YÖKDİL Sosyal oturumunda çıkmış kelimeler, anlamları ve akademik örnek cümleleriyle. Ücretsiz çalış, not al, PDF indir.

38 kelime · 2019 Sosyal

requirement

☆
ihtiyaç, gereksinim
The fundamental requirement for conducting empirical research is the establishment of a clearly defined methodology.
Ampirik araştırma yürütmenin temel gereksinimi, açıkça tanımlanmış bir metodolojinin oluşturulmasıdır.

incident

☆
olay, tesadüf
The incident prompted a thorough re-evaluation of existing public safety protocols across the region.
Bu olay, bölge genelinde mevcut kamu güvenliği protokollerinin kapsamlı bir şekilde yeniden değerlendirilmesine yol açtı.

facility

☆
tesis
The newly constructed research facility enabled interdisciplinary collaboration among scholars from diverse fields.
Yeni inşa edilen araştırma tesisi, farklı alanlardan akademisyenler arasında disiplinler arası iş birliğini mümkün kılmıştır.

attitude

☆
tutum, tavır
Public attitude toward immigration has undergone a significant transformation over the past two decades.
Göçe yönelik kamuoyu tutumu, son yirmi yılda önemli bir dönüşüm geçirmiştir.

implication

☆
ima, çıkarım
The theoretical implications of this finding extend well beyond the boundaries of developmental psychology.
Bu bulgunun teorik çıkarımları, gelişim psikolojisinin sınırlarının çok ötesine uzanmaktadır.

prospect

☆
olasılık
The prospect of widespread automation has generated considerable debate within labor economics.
Yaygın otomasyonun olasılığı, çalışma ekonomisi alanında önemli tartışmalara yol açmıştır.

supply

☆
tedarik
The global supply of essential commodities has been disrupted by escalating geopolitical tensions.
Temel malların küresel tedariki, tırmanan jeopolitik gerilimler nedeniyle sekteye uğramıştır.

opportunity

☆
imkan, olanak, fırsat
Equal opportunity in education is widely regarded as a prerequisite for social mobility and economic development.
Eğitimde fırsat eşitliği, sosyal hareketlilik ve ekonomik kalkınma için bir ön koşul olarak yaygın şekilde kabul edilmektedir.

reception

☆
resepsiyon, alış
The critical reception of the theory was largely favorable among scholars of postcolonial studies.
Teorinin eleştirel alımlanması, postkolonyal çalışmalar akademisyenleri arasında büyük ölçüde olumlu olmuştur.

appeal

☆
çağrı, başvuru
The humanitarian appeal for international aid drew attention to the severity of the refugee crisis.
Uluslararası yardım için yapılan insani çağrı, mülteci krizinin ciddiyetine dikkat çekmiştir.

significant

☆
önemli
The study revealed a statistically significant correlation between socioeconomic status and academic achievement.
Çalışma, sosyoekonomik durum ile akademik başarı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon ortaya koymuştur.

dependent

☆
bağımlı
The economic stability of the region is heavily dependent on the sustainability of its agricultural sector.
Bölgenin ekonomik istikrarı, tarım sektörünün sürdürülebilirliğine büyük ölçüde bağımlıdır.

vague

☆
şüpheli
The legislation was criticized for its vague language, which rendered consistent enforcement nearly impossible.
Yasa, tutarlı uygulamayı neredeyse imkansız kılan belirsiz dili nedeniyle eleştirilmiştir.

current

☆
güncel
Current trends in migration patterns reflect the growing impact of climate change on vulnerable populations.
Göç örüntülerindeki güncel eğilimler, iklim değişikliğinin savunmasız nüfuslar üzerindeki artan etkisini yansıtmaktadır.

descriptive

☆
betimsel
A descriptive analysis of the survey data was conducted prior to testing the proposed hypotheses.
Önerilen hipotezlerin test edilmesinden önce anket verilerinin betimsel bir analizi yapılmıştır.

ransacked

☆
yağmalanmış
Historical archives reveal that numerous libraries were ransacked during periods of colonial expansion.
Tarihsel arşivler, sömürge genişlemesi dönemlerinde çok sayıda kütüphanenin yağmalandığını ortaya koymaktadır.

admired

☆
hayran olunan
The philosopher was widely admired for her contributions to the field of moral epistemology.
Filozof, ahlaki epistemoloji alanına yaptığı katkılar nedeniyle yaygın olarak hayranlık duyulan bir isimdi.

neglected

☆
bakımsız, ihmal edilen
The psychological well-being of caregivers has been a neglected area of inquiry within health-related social research.
Bakım verenlerin psikolojik iyi oluşu, sağlıkla ilgili sosyal araştırmalarda ihmal edilen bir araştırma alanı olmuştur.

utilised

☆
değerlendirilen
Mixed-method approaches were utilised to capture both quantitative trends and qualitative nuances in the data.
Verilerdeki hem nicel eğilimleri hem de nitel nüansları yakalamak için karma yöntem yaklaşımları kullanılmıştır.

damaged

☆
bozuk, hasar verilmiş
The credibility of the institution was severely damaged by allegations of systemic corruption.
Kurumun güvenilirliği, sistemik yolsuzluk iddiaları nedeniyle ciddi şekilde zarar görmüştür.

altered

☆
değiştirilmiş
The introduction of mass media fundamentally altered the dynamics of political communication in democratic societies.
Kitle iletişim araçlarının ortaya çıkışı, demokratik toplumlarda siyasi iletişimin dinamiklerini temelden değiştirmiştir.

peculiarly

☆
alışılmışın dışında
The phenomenon is peculiarly resistant to explanation within the conventional theoretical frameworks of sociology.
Bu olgu, sosyolojinin geleneksel teorik çerçeveleri içinde açıklanmaya karşı alışılmadık biçimde dirençlidir.

importantly

☆
önemli biçimde
Most importantly, the findings underscore the need for longitudinal studies to assess the durability of policy interventions.
En önemlisi, bulgular politika müdahalelerinin kalıcılığını değerlendirmek için boylamsal çalışmalara duyulan ihtiyacın altını çizmektedir.

precisely

☆
açık olarak
It is precisely this ambiguity that has made the concept so difficult to operationalize in empirical research.
Kavramın ampirik araştırmalarda işlevsel hale getirilmesini bu denli zorlaştıran tam olarak bu belirsizliktir.

intentionally

☆
kasten
The curriculum was intentionally designed to foster critical thinking skills among undergraduate students.
Müfredat, lisans öğrencileri arasında eleştirel düşünme becerilerini geliştirmek amacıyla kasıtlı olarak tasarlanmıştır.

fiercely

☆
şiddetle
The proposed amendment was fiercely debated in parliamentary sessions for several consecutive months.
Önerilen değişiklik, art arda birkaç ay boyunca parlamento oturumlarında şiddetle tartışılmıştır.

decently

☆
terbiyeli bir şekilde
The participants in the public forum conducted themselves decently despite the contentious nature of the topic.
Kamusal forumdaki katılımcılar, konunun tartışmalı doğasına rağmen kendilerini terbiyeli bir şekilde ifade etmişlerdir.

urgently

☆
acil olarak
The report concluded that policymakers must urgently address the widening gap in educational attainment.
Rapor, politika yapıcıların eğitim başarısındaki genişleyen uçurumu acilen ele alması gerektiği sonucuna varmıştır.

particularly

☆
özellikle
The effects of socioeconomic deprivation are particularly pronounced among children in single-parent households.
Sosyoekonomik yoksunluğun etkileri, tek ebeveynli hanelerdeki çocuklar arasında özellikle belirgindir.

preventively

☆
önleyici bir şekilde
Community-based programs that act preventively have been shown to reduce the incidence of juvenile delinquency.
Önleyici olarak hareket eden toplum temelli programların, çocuk suçluluğu oranını azalttığı gösterilmiştir.

originate

☆
kaynaklanmak
Many contemporary legal traditions originate from the codified systems established during the Roman Empire.
Birçok çağdaş hukuk geleneği, Roma İmparatorluğu döneminde kurulan kodifiye edilmiş sistemlerden kaynaklanmaktadır.

remain

☆
sürdürmek
Despite decades of reform, significant disparities in educational access remain across socioeconomic strata.
Onlarca yıllık reforma rağmen, eğitime erişimdeki önemli eşitsizlikler sosyoekonomik katmanlar arasında devam etmektedir.

resist

☆
direnmek
Marginalized communities have historically sought to resist the imposition of culturally homogenizing policies.
Dezavantajlı topluluklar, tarihsel olarak kültürel açıdan homojenleştirici politikaların dayatılmasına direnmeye çalışmışlardır.

treat

☆
tedavi etmek
The prevailing tendency to treat cultural phenomena as static entities has been widely criticized in anthropological discourse.
Kültürel olguları durağan varlıklar olarak ele alma eğilimi, antropolojik söylemde yaygın olarak eleştirilmiştir.

inhabit

☆
oturmak, iskan etmek
The indigenous peoples who inhabit the region have maintained their distinct cultural identity for centuries.
Bölgede yaşayan yerli halklar, kendine özgü kültürel kimliklerini yüzyıllardır korumuşlardır.

replace

☆
yer değiştirmek
The gradual shift toward digital media has begun to replace traditional modes of scholarly communication.
Dijital medyaya doğru kademeli geçiş, geleneksel akademik iletişim yöntemlerinin yerini almaya başlamıştır.

inherit

☆
miras olarak almak
Societies inherit not only material wealth from previous generations but also deeply embedded cultural norms.
Toplumlar, önceki nesillerden yalnızca maddi zenginliği değil, aynı zamanda derinden yerleşmiş kültürel normları da miras alırlar.

focus

☆
odaklanmak
The study aimed to focus on the intersection of gender, ethnicity, and socioeconomic status in educational outcomes.
Çalışma, eğitim çıktılarında toplumsal cinsiyet, etnisite ve sosyoekonomik durumun kesişimine odaklanmayı amaçlamıştır.