KelimelerBağlaçlar NotlarımPremium
Ana Sayfa › Kelimeler › Sosyal › 2020

YÖKDİL 2020 Sosyal Çıkmış Kelimeler

2020 YÖKDİL Sosyal oturumunda çıkmış kelimeler, anlamları ve akademik örnek cümleleriyle. Ücretsiz çalış, not al, PDF indir.

48 kelime · 2020 Sosyal

reluctance

☆
isteksizlik
The reluctance of policymakers to adopt evidence-based strategies has significantly hindered progress in educational reform.
Politika yapıcıların kanıta dayalı stratejileri benimseme konusundaki isteksizliği, eğitim reformundaki ilerlemeyi önemli ölçüde engellemiştir.

redundancy

☆
çokluk, bolluk
The redundancy of administrative structures in large bureaucracies often leads to inefficiency and increased operational costs.
Büyük bürokrasilerdeki idari yapıların fazlalığı, genellikle verimsizliğe ve artan operasyonel maliyetlere yol açmaktadır.

recognition

☆
tanıma
The recognition of indigenous land rights has become a central issue in contemporary debates on social justice.
Yerli halkların toprak haklarının tanınması, günümüz sosyal adalet tartışmalarında merkezi bir konu haline gelmiştir.

rebellion

☆
isyan
The rebellion of 1848 is frequently cited as a turning point in the development of democratic movements across Europe.
1848 isyanı, Avrupa genelinde demokratik hareketlerin gelişiminde bir dönüm noktası olarak sıklıkla gösterilmektedir.

rejection

☆
reddetme
The rejection of positivist epistemology gave rise to a variety of interpretive approaches in the social sciences.
Pozitivist epistemolojinin reddedilmesi, sosyal bilimlerde çeşitli yorumlayıcı yaklaşımların ortaya çıkmasına yol açmıştır.

composition

☆
anlama, kompozisyon
The ethnic composition of urban populations has undergone significant transformation due to successive waves of migration.
Kentsel nüfusların etnik yapısı, ardı ardına gelen göç dalgaları nedeniyle önemli bir dönüşüm geçirmiştir.

endurance

☆
katlanma, dayanma
The endurance of democratic institutions in times of crisis is often regarded as a measure of political resilience.
Demokratik kurumların kriz dönemlerindeki dayanıklılığı, genellikle siyasi direncin bir ölçüsü olarak kabul edilmektedir.

obstacle

☆
engel
Socioeconomic inequality continues to be the most significant obstacle to equitable access to higher education.
Sosyoekonomik eşitsizlik, yükseköğretime eşit erişimin önündeki en önemli engel olmaya devam etmektedir.

implementation

☆
uygulama
The implementation of inclusive education policies requires sustained collaboration between governmental and non-governmental stakeholders.
Kapsayıcı eğitim politikalarının uygulanması, hükümet ve sivil toplum paydaşları arasında sürdürülebilir bir iş birliği gerektirmektedir.

destruction

☆
imha, yıkım
The destruction of cultural artefacts during armed conflict constitutes an irreparable loss to the global heritage.
Silahlı çatışma sırasında kültürel eserlerin tahribi, küresel miras için telafisi mümkün olmayan bir kayıp oluşturmaktadır.

sufficient

☆
yeterli
The researchers concluded that the sample size was not sufficient to draw generalisable conclusions about the broader population.
Araştırmacılar, örneklem büyüklüğünün daha geniş nüfus hakkında genellenebilir sonuçlar çıkarmak için yeterli olmadığı sonucuna varmışlardır.

fragile

☆
narin, kırılgan
The fragile nature of post-conflict societies necessitates carefully designed strategies for reconciliation and peacebuilding.
Çatışma sonrası toplumların kırılgan yapısı, uzlaşma ve barış inşası için özenle tasarlanmış stratejileri zorunlu kılmaktadır.

temporary

☆
geçici
The temporary suspension of civil liberties during emergencies raises fundamental questions about the limits of state authority.
Olağanüstü durumlarda sivil özgürlüklerin geçici olarak askıya alınması, devlet otoritesinin sınırları hakkında temel sorular ortaya çıkarmaktadır.

essential

☆
ana, esas
Access to quality education is considered essential for the socioeconomic development of emerging nations.
Nitelikli eğitime erişim, gelişmekte olan ülkelerin sosyoekonomik kalkınması için temel bir gereklilik olarak kabul edilmektedir.

vague

☆
şüpheli
The vague wording of the legislation left considerable room for divergent interpretations among legal scholars.
Yasanın belirsiz ifadesi, hukuk akademisyenleri arasında farklı yorumlara önemli ölçüde alan bırakmıştır.

sceptical

☆
kuşkucu
Many scholars remain sceptical of the claim that economic growth alone can resolve deeply rooted social inequalities.
Birçok akademisyen, ekonomik büyümenin tek başına derinden kökleşmiş toplumsal eşitsizlikleri çözebileceği iddiasına kuşkuyla yaklaşmaya devam etmektedir.

sarcastic

☆
kinayeli
The author adopted a sarcastic tone to critique the superficiality of contemporary political discourse.
Yazar, günümüz siyasi söyleminin yüzeyselliğini eleştirmek için alaycı bir üslup benimsemiştir.

admiring

☆
hayran
The admiring reception of the philosopher's work by subsequent generations attests to its enduring intellectual significance.
Filozofun eserinin sonraki nesiller tarafından hayranlıkla karşılanması, onun kalıcı entelektüel önemini kanıtlamaktadır.

supportive

☆
destekleyici
A supportive institutional environment is a prerequisite for the successful integration of refugees into host communities.
Destekleyici bir kurumsal ortam, mültecilerin ev sahibi topluluklara başarılı bir şekilde entegrasyonunun ön koşuludur.

optimistic

☆
iyimser
Despite the severity of the crisis, several analysts remain cautiously optimistic about the prospects for economic recovery.
Krizin şiddetine rağmen, birçok analist ekonomik toparlanma beklentileri konusunda temkinli bir iyimserlik içinde kalmaya devam etmektedir.

sustainably

☆
sürdürülebilir bir şekilde
For natural resources to be managed sustainably, international cooperation and robust regulatory frameworks are indispensable.
Doğal kaynakların sürdürülebilir bir şekilde yönetilebilmesi için uluslararası iş birliği ve güçlü düzenleyici çerçeveler vazgeçilmezdir.

coincidentally

☆
tesadüfen
Coincidentally, both research teams published their findings on the same phenomenon within the same academic quarter.
Tesadüfen, her iki araştırma ekibi de aynı olguya ilişkin bulgularını aynı akademik dönem içinde yayımlamıştır.

widely

☆
genişçe
The theory has been widely adopted across multiple disciplines as a foundational framework for understanding social change.
Bu teori, toplumsal değişimi anlamak için temel bir çerçeve olarak birçok disiplinde yaygın biçimde benimsenmiştir.

gradually

☆
gittikçe, yavaş yavaş
The traditional agrarian economy was gradually replaced by an industrial model during the nineteenth century.
Geleneksel tarım ekonomisi, on dokuzuncu yüzyılda yavaş yavaş endüstriyel bir modelle değiştirilmiştir.

efficiently

☆
yeterli olarak
Allocating public resources more efficiently remains a central objective of contemporary governance reforms.
Kamu kaynaklarının daha verimli bir şekilde tahsis edilmesi, günümüz yönetişim reformlarının temel bir hedefi olmaya devam etmektedir.

entertain

☆
eğlendirmek
Scholars must be willing to entertain alternative hypotheses when existing models fail to account for observed phenomena.
Mevcut modeller gözlemlenen olguları açıklayamadığında, akademisyenler alternatif hipotezleri değerlendirmeye istekli olmalıdırlar.

threaten

☆
tehdit etmek
Rising sea levels threaten the livelihoods of millions of people in low-lying coastal regions.
Yükselen deniz seviyeleri, alçak kıyı bölgelerinde milyonlarca insanın geçim kaynaklarını tehdit etmektedir.

protect

☆
korumak
International law seeks to protect the rights of vulnerable populations during periods of armed conflict.
Uluslararası hukuk, silahlı çatışma dönemlerinde savunmasız nüfusların haklarını korumayı amaçlamaktadır.

respect

☆
saygı göstermek
Any credible research methodology must respect the ethical principles governing the treatment of human subjects.
Güvenilir herhangi bir araştırma yöntemi, insan deneklerinin muamelesini düzenleyen etik ilkelere saygı göstermelidir.

interrupt

☆
lafa karışmak, engellemek
External military interventions can interrupt the organic process of state-building in post-colonial societies.
Dış askeri müdahaleler, sömürge sonrası toplumlardaki organik devlet inşası sürecini sekteye uğratabilir.

agree

☆
kabul etmek
Most contemporary sociologists agree that social stratification is a multidimensional phenomenon encompassing class, gender, and ethnicity.
Günümüz sosyologlarının çoğu, toplumsal tabakalaşmanın sınıf, cinsiyet ve etnisiteyi kapsayan çok boyutlu bir olgu olduğu konusunda hemfikirdir.

undergo

☆
maruz kalmak
Many developing nations continue to undergo significant structural transformations in their economic and political systems.
Birçok gelişmekte olan ülke, ekonomik ve siyasi sistemlerinde önemli yapısal dönüşümler geçirmeye devam etmektedir.

retain

☆
sürdürmek
The ability of minority communities to retain their linguistic heritage is closely linked to institutional support mechanisms.
Azınlık topluluklarının dilsel miraslarını muhafaza etme yeteneği, kurumsal destek mekanizmalarıyla yakından bağlantılıdır.

require

☆
gerekmek
Complex social phenomena require multidisciplinary approaches that integrate insights from several academic fields.
Karmaşık toplumsal olgular, birçok akademik alandan elde edilen bilgileri bütünleştiren disiplinler arası yaklaşımlar gerektirmektedir.

reverse

☆
yerlerini değiştirmek
Targeted policy interventions may help reverse the trend of declining civic participation among younger demographics.
Hedefli politika müdahaleleri, genç nüfus arasında azalan sivil katılım eğilimini tersine çevirmeye yardımcı olabilir.

receive

☆
almak
Students from disadvantaged backgrounds are less likely to receive the academic support necessary for success in higher education.
Dezavantajlı geçmişlerden gelen öğrencilerin, yükseköğretimde başarı için gerekli akademik desteği alma olasılıkları daha düşüktür.

disrupt

☆
bozmak, bozulmak
Technological innovations have the potential to disrupt established patterns of labour and employment across all sectors.
Teknolojik yenilikler, tüm sektörlerde yerleşik emek ve istihdam kalıplarını bozma potansiyeline sahiptir.

eliminate

☆
elemek
Efforts to eliminate systemic discrimination require comprehensive legal reforms and sustained public awareness campaigns.
Sistemik ayrımcılığı ortadan kaldırma çabaları, kapsamlı yasal reformlar ve sürdürülebilir kamuoyu bilinçlendirme kampanyaları gerektirmektedir.

fall behind

☆
geride kalmak
Students from rural areas tend to fall behind their urban counterparts in terms of digital literacy and technological access.
Kırsal bölgelerden gelen öğrenciler, dijital okuryazarlık ve teknolojik erişim açısından kentli akranlarının gerisinde kalma eğilimindedir.

put on

☆
giymek, kilo almak
The emphasis that societies put on outward appearances has been extensively analysed in sociological studies of identity.
Toplumların dış görünüşe verdiği önem, kimlik üzerine yapılan sosyolojik çalışmalarda kapsamlı biçimde analiz edilmiştir.

bring down

☆
indirmek, alt etmek
Popular uprisings have historically been instrumental in efforts to bring down oppressive political regimes.
Halk ayaklanmaları, tarihsel olarak baskıcı siyasi rejimleri yıkma çabalarında etkili bir araç olmuştur.

consist of

☆
-den oluşmak
The research sample consisted of 450 participants drawn from diverse socioeconomic and ethnic backgrounds.
Araştırma örneklemi, farklı sosyoekonomik ve etnik geçmişlerden gelen 450 katılımcıdan oluşmaktaydı.

come through

☆
altından başarıyla kalkmak
Societies that come through periods of severe economic hardship often develop more resilient institutional structures.
Ağır ekonomik sıkıntı dönemlerini başarıyla atlatan toplumlar, genellikle daha dayanıklı kurumsal yapılar geliştirmektedir.

bring back

☆
geri getirmek
Several historians have advocated efforts to bring back attention to neglected narratives in colonial historiography.
Birçok tarihçi, sömürge tarih yazımındaki ihmal edilmiş anlatılara yeniden dikkat çekme çabalarını savunmuştur.

engage in

☆
meşgul olmak
Citizens who engage in civic activities tend to exhibit higher levels of trust in democratic institutions.
Sivil faaliyetlere katılan vatandaşlar, demokratik kurumlara daha yüksek düzeyde güven gösterme eğilimindedir.

call off

☆
iptal etmek
The authorities decided to call off the planned referendum due to escalating concerns about public safety.
Yetkililer, kamu güvenliğine ilişkin artan endişeler nedeniyle planlanan referandumu iptal etme kararı almışlardır.

take away

☆
götürmek, uzaklaştırmak
The central take away from the study is that social mobility remains constrained by structural economic factors.
Çalışmadan çıkarılacak temel sonuç, sosyal hareketliliğin yapısal ekonomik faktörlerle kısıtlanmaya devam ettiğidir.

find out

☆
öğrenmek, anlamak
The longitudinal study was designed to find out whether early interventions have lasting effects on educational attainment.
Boylamsal çalışma, erken müdahalelerin eğitim başarısı üzerinde kalıcı etkileri olup olmadığını ortaya çıkarmak için tasarlanmıştır.