opportunity
☆fırsat
This clinical trial presents a unique opportunity to evaluate the efficacy of the novel immunotherapy regimen.
Bu klinik çalışma, yeni immünoterapi rejiminin etkinliğini değerlendirmek için eşsiz bir fırsat sunmaktadır.
regulation
☆düzenleme
Strict regulation of pharmaceutical advertising is essential to prevent the dissemination of misleading health claims.
İlaç reklamlarının sıkı düzenlemesi, yanıltıcı sağlık iddialarının yayılmasını önlemek için gereklidir.
shift
☆değişim / dönüşüm / vardiya
A paradigm shift in oncology has occurred with the advent of targeted molecular therapies.
Hedefli moleküler tedavilerin ortaya çıkmasıyla onkolojide bir paradigma değişimi yaşanmıştır.
assumption
☆varsayım
The assumption that all patients respond uniformly to a given pharmacological agent is fundamentally flawed.
Tüm hastaların belirli bir farmakolojik ajana aynı şekilde yanıt vereceği varsayımı temelden hatalıdır.
conflict
☆çatışma / uzlaşmazlık
A conflict of interest may arise when researchers receive funding from pharmaceutical companies whose products they evaluate.
Araştırmacılar, ürünlerini değerlendirdikleri ilaç şirketlerinden finansman aldıklarında çıkar çatışması ortaya çıkabilmektedir.
violation
☆ihlal (kanun vs)
Any violation of informed consent protocols constitutes a serious breach of research ethics.
Bilgilendirilmiş onam protokollerinin herhangi bir ihlali, araştırma etiğinin ciddi bir şekilde çiğnenmesini oluşturmaktadır.
justification
☆haklı çıkarma / meşruiyet
The researchers provided a clear justification for selecting a randomised controlled trial as the study design.
Araştırmacılar, çalışma tasarımı olarak randomize kontrollü çalışmayı seçmek için açık bir gerekçe sunmuşlardır.
abandonment
☆terk etme / bırakma
The abandonment of traditional vaccination programmes has led to a resurgence of previously controlled infectious diseases.
Geleneksel aşılama programlarının terk edilmesi, daha önce kontrol altına alınmış bulaşıcı hastalıkların yeniden ortaya çıkmasına yol açmıştır.
utilisation
☆faydalanma / kullanma / yararlanma
The utilisation of advanced imaging techniques has substantially improved the accuracy of early-stage tumour detection.
Gelişmiş görüntüleme tekniklerinin kullanımı, erken evre tümör tespitinin doğruluğunu önemli ölçüde artırmıştır.
elimination
☆eleme / ortadan kaldırma
The elimination of malaria in endemic regions requires a comprehensive strategy integrating vector control and chemoprophylaxis.
Endemik bölgelerde sıtmanın ortadan kaldırılması, vektör kontrolü ve kemoprofilaksiyi birleştiren kapsamlı bir strateji gerektirmektedir.
exception
☆istisna / arzu
With the exception of immunocompromised individuals, the vaccine demonstrated a robust immunogenic response across all age groups.
Bağışıklık sistemi baskılanmış bireyler dışında, aşı tüm yaş gruplarında güçlü bir immünojenik yanıt göstermiştir.
defect
☆kusur
A congenital cardiac defect was identified during the prenatal ultrasound screening at twenty weeks of gestation.
Doğuştan bir kalp kusuru, gebeliğin yirminci haftasında yapılan doğum öncesi ultrason taramasında tespit edilmiştir.
influence
☆etki / tesir
Genetic predisposition exerts a considerable influence on an individual's susceptibility to autoimmune disorders.
Genetik yatkınlık, bireyin otoimmün hastalıklara karşı duyarlılığı üzerinde önemli bir etki göstermektedir.
complaint
☆şikayet
The most frequently reported complaint among patients receiving chemotherapy was persistent nausea and fatigue.
Kemoterapi alan hastalar arasında en sık bildirilen şikâyet, sürekli bulantı ve yorgunluk olmuştur.
recognition
☆tanıma
Early recognition of sepsis symptoms is critical for initiating timely intervention and reducing mortality rates.
Sepsis belirtilerinin erken tanınması, zamanında müdahale başlatmak ve ölüm oranlarını azaltmak için kritik öneme sahiptir.
deterioration
☆kötüye gitme / bozulma
Rapid deterioration of cognitive function in elderly patients may indicate the onset of neurodegenerative disease.
Yaşlı hastalarda bilişsel işlevlerin hızlı bozulması, nörodejeneratif hastalığın başlangıcına işaret edebilmektedir.
distribution
☆dağıtım
The equitable distribution of vaccines across low-income countries remains a significant logistical challenge.
Aşıların düşük gelirli ülkelere adil dağıtımı, önemli bir lojistik zorluk olmaya devam etmektedir.
fluctuation
☆dalgalanma
Fluctuation in blood glucose levels is a hallmark of poorly controlled diabetes mellitus.
Kan şekeri düzeylerindeki dalgalanma, kötü kontrol edilen diyabetin belirgin bir özelliğidir.
reduction
☆azalma
A significant reduction in all-cause mortality was observed in patients who adhered to the Mediterranean dietary pattern.
Akdeniz diyetine uyan hastalarda tüm nedenlere bağlı ölüm oranlarında önemli bir azalma gözlemlenmiştir.
accessible
☆ulaşılabilir / erişilebilir
Healthcare services must be made accessible to individuals with physical disabilities through appropriate infrastructural modifications.
Sağlık hizmetleri, uygun altyapı düzenlemeleriyle fiziksel engelli bireylerin erişimine açık hâle getirilmelidir.
committed
☆adanmış
The research team remained committed to maintaining the highest standards of scientific integrity throughout the study.
Araştırma ekibi, çalışma boyunca en yüksek bilimsel dürüstlük standartlarını korumaya kendini adamış şekilde kalmıştır.
adaptable
☆uyumlu / uyarlanabilir
An adaptable healthcare system is essential for responding effectively to emerging infectious disease outbreaks.
Uyarlanabilir bir sağlık sistemi, ortaya çıkan bulaşıcı hastalık salgınlarına etkin yanıt vermek için gereklidir.
coincidental
☆tesadüfi / kazara
The temporal association between vaccination and the onset of symptoms was deemed to be coincidental rather than causal.
Aşılama ile semptomların başlangıcı arasındaki zamansal ilişkinin nedensel değil tesadüfi olduğu değerlendirilmiştir.
unintentional
☆kasıtlı yapılmayan / bilerek yapılmayan
Unintentional drug overdose has become a leading cause of mortality among young adults in industrialised nations.
Kasıtsız ilaç aşırı dozu, sanayileşmiş ülkelerde genç yetişkinler arasında önde gelen ölüm nedenlerinden biri hâline gelmiştir.
plausible
☆makul / olası / mantıklı
The authors proposed a biologically plausible mechanism linking chronic inflammation to the development of atherosclerosis.
Yazarlar, kronik iltihabı ateroskleroz gelişimiyle ilişkilendiren biyolojik olarak makul bir mekanizma önermiştir.
entitled
☆başlıklı / yetkili / yetki verilmiş olan
All patients enrolled in the national health insurance programme are entitled to receive essential diagnostic services at no additional cost.
Ulusal sağlık sigortası programına kayıtlı tüm hastalar, temel tanı hizmetlerini ek ücret ödemeden alma hakkına sahiptir.
vulnerable
☆savunmasız / hassas / korunmasız
Immunocompromised patients are particularly vulnerable to opportunistic infections caused by otherwise commensal organisms.
Bağışıklık sistemi baskılanmış hastalar, normalde kommensal olan organizmaların neden olduğu fırsatçı enfeksiyonlara karşı özellikle savunmasızdır.
frustrating
☆moral bozucu / sinir bozucu
The lack of effective therapeutic options for treatment-resistant depression is deeply frustrating for both clinicians and patients.
Tedaviye dirençli depresyon için etkili tedavi seçeneklerinin bulunmaması, hem klinisyenler hem de hastalar için son derece moral bozucudur.
redundant
☆gereksiz / fazlalık
Elimination of redundant diagnostic procedures can reduce healthcare expenditure without compromising patient outcomes.
Gereksiz tanı prosedürlerinin ortadan kaldırılması, hasta sonuçlarından ödün vermeden sağlık harcamalarını azaltabilmektedir.
indispensable
☆vazgeçilmez / olmazsa olmaz
Randomised controlled trials remain indispensable for establishing causal relationships between interventions and health outcomes.
Randomize kontrollü çalışmalar, müdahaleler ile sağlık sonuçları arasındaki nedensel ilişkilerin kurulmasında vazgeçilmez olmaya devam etmektedir.
eventually
☆sonunda / nihayetinde
Chronic hepatitis B infection may eventually progress to hepatic cirrhosis and hepatocellular carcinoma if left untreated.
Kronik hepatit B enfeksiyonu, tedavi edilmezse sonunda karaciğer sirozuna ve hepatoselüler karsinoma ilerleyebilmektedir.
strictly
☆kesin bir biçimde
The administration of controlled substances in clinical settings must be strictly monitored to prevent diversion and misuse.
Klinik ortamlarda kontrollü maddelerin uygulanması, suistimal ve kötüye kullanımı önlemek için sıkı bir şekilde izlenmelidir.
appropriately
☆uygun olarak / uygun şekilde
Patients must be appropriately informed of the potential risks and benefits before consenting to any surgical procedure.
Hastalar, herhangi bir cerrahi prosedüre onay vermeden önce olası riskler ve faydalar hakkında uygun şekilde bilgilendirilmelidir.
urgently
☆acilen / hemen
New therapeutic strategies for multidrug-resistant tuberculosis are urgently needed to address the growing global burden of the disease.
Çok ilaca dirençli tüberküloz için yeni tedavi stratejileri, hastalığın artan küresel yükünü ele almak amacıyla acilen gerekmektedir.
similarly
☆benzer şekilde
Similarly, patients with type 2 diabetes mellitus demonstrated a marked improvement in glycaemic control following the dietary intervention.
Benzer şekilde, tip 2 diyabetli hastalar diyet müdahalesinin ardından glisemik kontrolde belirgin bir iyileşme göstermiştir.
slightly
☆hafifçe / az miktarda
The intervention group exhibited a slightly higher rate of adverse events compared to the placebo cohort, though the difference was not statistically significant.
Müdahale grubu, plasebo kohortuyla karşılaştırıldığında hafifçe daha yüksek bir advers olay oranı sergilemiş olsa da fark istatistiksel olarak anlamlı değildi.
equally
☆eşit olarak / aynı şekilde
Both pharmacological and non-pharmacological approaches are equally important in the comprehensive management of chronic pain.
Hem farmakolojik hem de farmakolojik olmayan yaklaşımlar, kronik ağrının kapsamlı yönetiminde eşit derecede önemlidir.
admit
☆kabul etmek
The patient was admitted to the intensive care unit following a rapid decline in respiratory function.
Hasta, solunum fonksiyonundaki hızlı düşüşün ardından yoğun bakım ünitesine kabul edilmiştir.
acknowledge
☆itiraf etmek / kabul etmek
The researchers acknowledge that selection bias may have influenced the composition of the study cohort.
Araştırmacılar, seçim yanlılığının çalışma kohortunun bileşimini etkilemiş olabileceğini kabul etmektedir.
relieve
☆rahatlatmak
Non-steroidal anti-inflammatory drugs are commonly prescribed to relieve acute musculoskeletal pain and reduce inflammation.
Non-steroid anti-inflamatuar ilaçlar, akut kas-iskelet ağrısını hafifletmek ve iltihabı azaltmak için yaygın olarak reçete edilmektedir.
enhance
☆geliştirmek / iyileştirmek
The addition of adjuvant chemotherapy was found to enhance overall survival rates in patients with early-stage breast cancer.
Adjuvan kemoterapi eklenmesinin, erken evre meme kanseri hastalarında genel sağkalım oranlarını artırdığı bulunmuştur.
influence
☆etkilemek
Epigenetic modifications can influence gene expression without altering the underlying nucleotide sequence of the DNA.
Epigenetik modifikasyonlar, DNA'nın temel nükleotid dizisini değiştirmeden gen ifadesini etkileyebilmektedir.
avoid
☆kaçınmak
Patients with coeliac disease must strictly avoid the ingestion of gluten-containing foods to prevent intestinal mucosal damage.
Çölyak hastalığı olan hastalar, bağırsak mukoza hasarını önlemek için glüten içeren gıdaların tüketiminden kesinlikle kaçınmalıdır.
trigger
☆tetiklemek
Environmental allergens can trigger an exaggerated immune response in individuals with atopic hypersensitivity.
Çevresel alerjenler, atopik aşırı duyarlılığı olan bireylerde abartılı bir bağışıklık yanıtını tetikleyebilmektedir.
improve
☆geliştirmek / ilerletmek
The implementation of electronic health records has the potential to improve the coordination of care across multiple clinical settings.
Elektronik sağlık kayıtlarının uygulanması, birden fazla klinik ortamda bakım koordinasyonunu iyileştirme potansiyeline sahiptir.
display
☆göstermek / sergilemek
Patients with systemic lupus erythematosus often display a heterogeneous array of clinical manifestations affecting multiple organ systems.
Sistemik lupus eritematozuslu hastalar, birden fazla organ sistemini etkileyen heterojen bir klinik belirti yelpazesi sergilemektedir.
achieve
☆başarmak
The primary objective of the intervention was to achieve a sustained reduction in systolic blood pressure below 130 mmHg.
Müdahalenin birincil amacı, sistolik kan basıncında 130 mmHg'nin altında sürekli bir azalma sağlamaktı.
eradicate
☆yok etmek / kökünü kurutmak
Global immunisation campaigns have been instrumental in the effort to eradicate smallpox and near-eliminate poliomyelitis.
Küresel aşılama kampanyaları, çiçek hastalığını yok etme ve çocuk felcini neredeyse ortadan kaldırma çabasında büyük rol oynamıştır.
make out
☆bulmak / anlamak / çözmek
It was difficult to make out the precise margins of the lesion on the initial low-resolution imaging scan.
İlk düşük çözünürlüklü görüntüleme taramasında lezyonun kesin sınırlarını ayırt etmek zordu.
put forward
☆ileri sürmek / önermek
Several hypotheses have been put forward to explain the observed association between vitamin D deficiency and autoimmune disease.
D vitamini eksikliği ile otoimmün hastalık arasında gözlemlenen ilişkiyi açıklamak için çeşitli hipotezler ileri sürülmüştür.