entanglement
☆engel, karışıklık
The entanglement of genetic and environmental factors complicates the etiology of autoimmune disorders.
Genetik ve çevresel faktörlerin karışıklığı, otoimmün bozuklukların etiyolojisini karmaşık hale getirmektedir.
visibility
☆görüş, görünürlük
Enhanced imaging techniques have significantly improved the visibility of early-stage tumors during diagnostic screening.
Gelişmiş görüntüleme teknikleri, tanısal tarama sırasında erken evre tümörlerin görünürlüğünü önemli ölçüde artırmıştır.
density
☆yoğunluk, sıklık, gürlük
Bone mineral density measurements are essential for the early detection of osteoporosis in postmenopausal women.
Kemik mineral yoğunluğu ölçümleri, menopoz sonrası kadınlarda osteoporozun erken teşhisi için hayati öneme sahiptir.
proximity
☆yakınlık
The proximity of the tumor to the spinal cord posed a considerable challenge for the surgical team.
Tümörün omurilige yakınlığı, cerrahi ekip için önemli bir zorluk teşkil etti.
reflectivity
☆yansıma / düşünme
The reflectivity of certain biomarkers under ultraviolet light aids in the rapid identification of infectious agents.
Belirli biyobelirteçlerin ultraviyole ışık altındaki yansıtıcılığı, enfeksiyon etkenlerinin hızlı tanımlanmasına yardımcı olur.
clarity
☆berraklık, açıklık, netlik
The clarity of the MRI images allowed clinicians to accurately delineate the boundaries of the lesion.
MRG görüntülerinin netliği, klinisyenlerin lezyonun sınırlarını doğru bir şekilde belirlemesine olanak tanıdı.
improvement
☆gelişim, ilerleme
A statistically significant improvement in cognitive function was observed in the treatment group after twelve weeks.
On iki hafta sonra tedavi grubunda bilişsel işlevde istatistiksel olarak anlamlı bir iyileşme gözlemlendi.
reference
☆referans, kaynak gösterme
The reference values for serum cholesterol levels were established through a large-scale epidemiological study.
Serum kolesterol düzeyleri için referans değerleri, geniş çaplı bir epidemiyolojik çalışma ile belirlenmiştir.
deformity
☆şekil bozukluğu, biçimsizlik
Congenital skeletal deformity can result from genetic mutations affecting cartilage and bone development.
Doğuştan iskelet deformitesi, kıkırdak ve kemik gelişimini etkileyen genetik mutasyonlardan kaynaklanabilir.
obstruction
☆engel olma
Biliary obstruction caused by gallstones is one of the most common indications for cholecystectomy.
Safra taşlarının neden olduğu biliyer obstrüksiyon, kolesistektomi için en yaygın endikasyonlardan biridir.
assertion
☆sav, iddia
The assertion that vitamin D supplementation prevents cardiovascular disease remains a subject of ongoing debate.
D vitamini takviyesinin kardiyovasküler hastalığı önlediği iddiası, devam eden bir tartışma konusu olmaya devam etmektedir.
equivalent
☆eşdeğer, muadil
The generic formulation was demonstrated to be bioequivalent, producing therapeutic effects equivalent to the branded drug.
Jenerik formülasyonun biyoeşdeğer olduğu ve markalı ilaçla eşdeğer terapötik etkiler ürettiği gösterilmiştir.
inclination
☆yatkınlık, eğilim
A genetic inclination toward insulin resistance has been identified in certain population subgroups.
Belirli popülasyon alt gruplarında insülin direncine yönelik genetik bir yatkınlık tespit edilmiştir.
ambiguity
☆muğlaklık, belirsizlik
The ambiguity surrounding the diagnostic criteria for fibromyalgia has led to inconsistent clinical assessments.
Fibromiyalji tanı kriterlerini çevreleyen belirsizlik, tutarsız klinik değerlendirmelere yol açmıştır.
estimation
☆tahmin, fikir
Accurate estimation of blood loss during surgery is critical for determining the need for transfusion.
Ameliyat sırasında kan kaybının doğru tahmini, transfüzyon ihtiyacının belirlenmesi için kritik öneme sahiptir.
enhancement
☆artma, artış, artırma
The enhancement of immune response through adjuvant therapy has shown promising results in oncology trials.
Adjuvan tedavi yoluyla bağışıklık yanıtının güçlendirilmesi, onkoloji denemelerinde umut verici sonuçlar göstermiştir.
facility
☆tesis
The healthcare facility was equipped with state-of-the-art diagnostic and therapeutic technologies.
Sağlık tesisi, en son teknoloji tanı ve tedavi teknolojileri ile donatılmıştı.
implication
☆ima, çıkarım
The clinical implication of elevated troponin levels is the potential presence of acute myocardial injury.
Yükselmiş troponin düzeylerinin klinik çıkarımı, akut miyokardiyal hasarın potansiyel varlığıdır.
demonstration
☆gösteri, gösterge
The demonstration of a causal link between the pathogen and the disease fulfilled Koch's postulates.
Patojen ile hastalık arasındaki nedensel bağın gösterilmesi, Koch postulatlarını karşıladı.
provision
☆koşul, hüküm
The provision of universal healthcare coverage remains a pivotal objective in public health policy.
Evrensel sağlık sigortası kapsamının sağlanması, halk sağlığı politikasında temel bir hedef olmaya devam etmektedir.
commitment
☆bağlılık, taahhüt
A sustained commitment to vaccination programs is necessary to achieve herd immunity against infectious diseases.
Bulaşıcı hastalıklara karşı toplumsal bağışıklığa ulaşmak için aşılama programlarına sürekli bağlılık gereklidir.
mitigation
☆azaltma, kısıtlama, sınırlama
The mitigation of adverse drug reactions requires careful pharmacovigilance and patient monitoring.
Advers ilaç reaksiyonlarının azaltılması, dikkatli farmakovijilans ve hasta takibi gerektirir.
conservation
☆koruma, muhafaza
The conservation of biodiversity in tropical ecosystems is essential for the discovery of novel pharmaceutical compounds.
Tropikal ekosistemlerde biyoçeşitliliğin korunması, yeni farmasötik bileşiklerin keşfi için gereklidir.
statement
☆ifade, söz, açıklama
The consensus statement issued by the medical board recommended stricter guidelines for opioid prescriptions.
Tıp kurulu tarafından yayımlanan uzlaşı bildirisi, opioid reçeteleri için daha katı kılavuzlar önerdi.
sentiment
☆düşünce, hassaslık
Public sentiment toward vaccination has been significantly influenced by misinformation circulating on social media platforms.
Aşılamaya yönelik kamuoyu düşüncesi, sosyal medya platformlarında dolaşan yanlış bilgilerden önemli ölçüde etkilenmiştir.
explicable
☆açıklanabilir
The sudden decline in the patient's condition was not readily explicable by the existing clinical data.
Hastanın durumundaki ani kötüleşme, mevcut klinik verilerle kolayca açıklanabilir değildi.
deficient
☆eksik, açık, zayıf
Patients deficient in vitamin B12 are at elevated risk of developing peripheral neuropathy.
B12 vitamini eksikliği olan hastalar, periferik nöropati geliştirme riski altındadır.
vital
☆hayati, çok önemli olan, can alıcı
Monitoring vital signs at regular intervals is a fundamental aspect of postoperative patient care.
Yaşamsal bulguların düzenli aralıklarla izlenmesi, ameliyat sonrası hasta bakımının temel bir yönüdür.
peculiar
☆acayip, garip, özel eşya
The patient presented with a peculiar pattern of symptoms that did not conform to any recognized clinical syndrome.
Hasta, bilinen herhangi bir klinik sendromla uyuşmayan tuhaf bir semptom örüntüsü ile başvurdu.
adverse
☆zararına, tersine
Adverse effects of chemotherapy, including nausea and immunosuppression, remain a major concern in oncological treatment.
Bulantı ve immünosupresyon dahil kemoterapinin yan etkileri, onkolojik tedavide önemli bir endişe kaynağı olmaya devam etmektedir.
obsolete
☆modası geçmiş, demode
Several previously standard diagnostic procedures have become obsolete with the advent of molecular imaging technologies.
Daha önce standart olan birçok tanı prosedürü, moleküler görüntüleme teknolojilerinin ortaya çıkmasıyla geçerliliğini yitirmiştir.
challenging
☆zorlu, meydana okuyan
The management of multidrug-resistant tuberculosis remains one of the most challenging issues in global public health.
Çoklu ilaca dirençli tüberkülozun yönetimi, küresel halk sağlığında en zorlu konulardan biri olmaya devam etmektedir.
reversible
☆geri döndürülebilir
The hepatotoxicity induced by the medication was determined to be reversible upon discontinuation of the drug.
İlacın neden olduğu hepatotoksisitenin, ilacın kesilmesiyle geri dönüşümlü olduğu belirlendi.
fulfilling
☆tatmin edici, doyurucu
Fulfilling the nutritional requirements of hospitalized patients is integral to accelerating the recovery process.
Hastanede yatan hastaların beslenme gereksinimlerinin karşılanması, iyileşme sürecinin hızlandırılmasının ayrılmaz bir parçasıdır.
superfluous
☆gereksiz, fazla
The elimination of superfluous diagnostic tests can reduce healthcare costs without compromising patient outcomes.
Gereksiz tanı testlerinin ortadan kaldırılması, hasta sonuçlarından ödün vermeden sağlık maliyetlerini azaltabilir.
accessible
☆erişilebilir, ulaşılabilir
Making healthcare services accessible to underserved populations is a fundamental goal of public health initiatives.
Sağlık hizmetlerinin yetersiz hizmet alan topluluklara erişilebilir kılınması, halk sağlığı girişimlerinin temel bir hedefidir.
vulnerable
☆savunmasız, hassas
Immunocompromised individuals are particularly vulnerable to opportunistic infections caused by fungal pathogens.
Bağışıklığı baskılanmış bireyler, fungal patojenlerin neden olduğu fırsatçı enfeksiyonlara karşı özellikle savunmasızdır.
comparable
☆kıyaslanabilir
The efficacy of the novel therapeutic agent was found to be comparable to that of the standard treatment regimen.
Yeni terapötik ajanın etkinliğinin, standart tedavi rejimininkiyle kıyaslanabilir olduğu bulunmuştur.
applicable
☆uygulanabilir
The findings of this study are applicable to a broad range of clinical settings involving chronic disease management.
Bu çalışmanın bulguları, kronik hastalık yönetimini içeren geniş bir klinik ortam yelpazesine uygulanabilir.
irreversible
☆geri çevrilemez
Prolonged ischemia may result in irreversible damage to the myocardial tissue, leading to permanent cardiac dysfunction.
Uzun süreli iskemi, miyokardiyal dokuda geri dönüşümsüz hasara yol açarak kalıcı kardiyak disfonksiyona neden olabilir.
unavailable
☆ulaşılamaz, elde edilemez
In resource-limited settings, advanced diagnostic modalities are often unavailable to the general population.
Kaynakları kısıtlı ortamlarda, gelişmiş tanı yöntemleri genellikle genel nüfus için erişilemez durumdadır.
inevitable
☆kaçınılmaz
Some degree of cognitive decline appears to be an inevitable consequence of the natural aging process.
Bir dereceye kadar bilişsel gerileme, doğal yaşlanma sürecinin kaçınılmaz bir sonucu gibi görünmektedir.
sufficiently
☆yeterli bir şekilde
The sample size was not sufficiently large to detect a statistically significant difference between the two groups.
Örneklem büyüklüğü, iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit etmek için yeterince büyük değildi.
hinder
☆yasaklamak, engellemek
Chronic inflammation can hinder the regenerative capacity of damaged hepatic tissue.
Kronik inflamasyon, hasarlı karaciğer dokusunun rejeneratif kapasitesini engelleyebilir.
suppress
☆bastırmak, dindirmek
Immunosuppressive agents are administered to suppress the host immune response and prevent organ transplant rejection.
İmmünosupresif ajanlar, konak bağışıklık yanıtını baskılamak ve organ nakli reddini önlemek için uygulanır.
induce
☆neden olmak, teşvik etmek
Certain chemotherapeutic agents are designed to induce apoptosis in rapidly proliferating malignant cells.
Belirli kemoterapötik ajanlar, hızla çoğalan malign hücrelerde apoptozu indüklemek için tasarlanmıştır.
violate
☆ihlal etmek
Failure to obtain informed consent from research participants would violate established ethical principles.
Araştırma katılımcılarından bilgilendirilmiş onam alınmaması, yerleşik etik ilkeleri ihlal eder.
release
☆yaymak, salmak
Damaged cells release cytokines that initiate the inflammatory response at the site of tissue injury.
Hasarlı hücreler, doku hasarı bölgesinde inflamatuvar yanıtı başlatan sitokinler salar.
curtail
☆kısmak, azaltmak
Strict quarantine measures were implemented to curtail the transmission of the highly contagious pathogen.
Son derece bulaşıcı patojenin yayılmasını kısmak için katı karantina önlemleri uygulandı.
ensure
☆sağlamak
Rigorous sterilization protocols must be followed to ensure the safety of all surgical instruments.
Tüm cerrahi aletlerin güvenliğini sağlamak için titiz sterilizasyon protokolleri izlenmelidir.
revive
☆canlandırmak
The emergency medical team made repeated attempts to revive the patient through cardiopulmonary resuscitation.
Acil tıp ekibi, kardiyopulmoner resüsitasyon yoluyla hastayı canlandırmak için tekrarlanan girişimlerde bulundu.
call off
☆iptal etmek
The clinical trial was called off after interim analysis revealed significant adverse events in the treatment arm.
Ara analiz, tedavi kolunda önemli advers olaylar ortaya koymasının ardından klinik araştırma iptal edildi.