KelimelerBağlaçlar NotlarımPremium
Ana Sayfa › Kelimeler › Sağlık › 2018

YÖKDİL 2018 Sağlık Çıkmış Kelimeler

2018 YÖKDİL Sağlık oturumunda çıkmış kelimeler, anlamları ve akademik örnek cümleleriyle. Ücretsiz çalış, not al, PDF indir.

52 kelime · 2018 Sağlık

challenge

☆
zorlu iş / zorluk
Antibiotic resistance remains a significant challenge for modern healthcare systems worldwide.
Antibiyotik direnci, dünya genelinde modern sağlık sistemleri için önemli bir zorluk olmaya devam etmektedir.

division

☆
bölme / ayrım
The division of cellular structures during mitosis is a fundamental process in tissue regeneration.
Mitoz sırasında hücresel yapıların bölünmesi, doku yenilenmesinde temel bir süreçtir.

implication

☆
ima / çıkarım
The implication of these findings is that early dietary intervention may reduce cardiovascular risk factors.
Bu bulguların çıkarımı, erken beslenme müdahalesinin kardiyovasküler risk faktörlerini azaltabileceğidir.

drawback

☆
eksiklik / dezavantaj / zorluk
A major drawback of immunosuppressive therapy is the increased susceptibility to opportunistic infections.
İmmünosüpresif tedavinin önemli bir dezavantajı, fırsatçı enfeksiyonlara karşı artan duyarlılıktır.

requirement

☆
gereksinim / ihtiyaç
The nutritional requirement of patients undergoing chemotherapy must be carefully monitored by clinical dietitians.
Kemoterapi gören hastaların beslenme gereksinimi, klinik diyetisyenler tarafından dikkatle izlenmelidir.

progression

☆
ilerleme / gelişme
The progression of neurodegenerative diseases such as Alzheimer's can be decelerated through early pharmacological intervention.
Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların ilerlemesi, erken farmakolojik müdahale yoluyla yavaşlatılabilir.

manipulation

☆
idare etme / yönetme
Genetic manipulation of stem cells has opened new avenues for regenerative medicine.
Kök hücrelerin genetik manipülasyonu, rejeneratif tıp için yeni yollar açmıştır.

detection

☆
tespit / bulma / ortaya çıkarma
Early detection of malignant tumours significantly improves five-year survival rates among patients.
Malign tümörlerin erken tespiti, hastalardaki beş yıllık sağkalım oranlarını önemli ölçüde artırmaktadır.

transmission

☆
aktarma / iletme
The transmission of infectious diseases can be mitigated through rigorous public health surveillance protocols.
Bulaşıcı hastalıkların aktarımı, titiz halk sağlığı gözetim protokolleri aracılığıyla azaltılabilir.

inheritance

☆
miras / kalıtım
The inheritance of certain genetic mutations predisposes individuals to hereditary forms of cancer.
Belirli genetik mutasyonların kalıtımı, bireyleri kanserin kalıtsal formlarına yatkın hale getirir.

incentive

☆
teşvik / güdü
Financial incentive programmes have been shown to increase patient adherence to prescribed treatment regimens.
Finansal teşvik programlarının, hastaların reçeteli tedavi rejimlerine uyumunu artırdığı gösterilmiştir.

attempt

☆
girişim
The attempt to eradicate poliomyelitis globally has been one of the most ambitious public health initiatives.
Çocuk felcini küresel olarak ortadan kaldırma girişimi, en iddialı halk sağlığı girişimlerinden biri olmuştur.

purpose

☆
amaç / hedef
The purpose of this randomized trial was to evaluate the efficacy of a novel antihypertensive agent.
Bu randomize çalışmanın amacı, yeni bir antihipertansif ajanın etkinliğini değerlendirmekti.

excuse

☆
mazeret / özür
Lack of access to healthcare facilities is often cited as an excuse for non-compliance with vaccination schedules.
Sağlık tesislerine erişim eksikliği, aşılama takvimlerine uyumsuzluk için sıklıkla mazeret olarak gösterilmektedir.

feature

☆
özellik
A distinguishing feature of autoimmune hepatitis is the presence of specific autoantibodies in serum.
Otoimmün hepatitin ayırt edici bir özelliği, serumda belirli otoantikorların varlığıdır.

advancement

☆
ilerleme
The advancement of minimally invasive surgical techniques has reduced patient morbidity considerably.
Minimal invaziv cerrahi tekniklerin ilerlemesi, hasta morbiditesini önemli ölçüde azaltmıştır.

compensation

☆
telafi
Cardiac compensation mechanisms help maintain adequate blood flow during the early stages of heart failure.
Kardiyak telafi mekanizmaları, kalp yetmezliğinin erken evrelerinde yeterli kan akışının sürdürülmesine yardımcı olur.

obstacle

☆
engel
The blood-brain barrier presents a significant obstacle to the delivery of therapeutic agents to the central nervous system.
Kan-beyin bariyeri, merkezi sinir sistemine terapötik ajanların ulaştırılmasında önemli bir engel teşkil etmektedir.

objective

☆
hedef / amaç / maksat
The primary objective of the clinical trial was to assess the safety profile of the experimental compound.
Klinik çalışmanın birincil hedefi, deneysel bileşiğin güvenlik profilini değerlendirmekti.

classification

☆
sınıflandırma
The classification of tumours according to their histological grade is essential for determining prognosis.
Tümörlerin histolojik derecelerine göre sınıflandırılması, prognozun belirlenmesi için gereklidir.

diversity

☆
çeşitlilik / tür
The diversity of microbial species in the human gut microbiome plays a crucial role in immune regulation.
İnsan bağırsak mikrobiyomundaki mikrobiyal türlerin çeşitliliği, bağışıklık düzenlemesinde kritik bir rol oynamaktadır.

clarity

☆
açıklık / belirginlik
Greater clarity in diagnostic criteria has led to more consistent identification of neurodevelopmental disorders.
Tanı kriterlerindeki daha fazla açıklık, nörogelişimsel bozuklukların daha tutarlı bir şekilde tanımlanmasını sağlamıştır.

contradiction

☆
aykırılık / çelişki
The contradiction between observational and experimental findings necessitates further systematic investigation.
Gözlemsel ve deneysel bulgular arasındaki çelişki, daha fazla sistematik araştırma yapılmasını gerektirmektedir.

deprivation

☆
mahrumiyet
Chronic sleep deprivation has been linked to impaired cognitive function and increased risk of metabolic syndrome.
Kronik uyku yoksunluğu, bilişsel işlev bozukluğu ve metabolik sendrom riskinin artmasıyla ilişkilendirilmiştir.

termination

☆
yok etme
The termination of protein synthesis occurs when the ribosome encounters a stop codon on the mRNA strand.
Protein sentezinin sonlanması, ribozomun mRNA zincirinde bir dur kodonuyla karşılaşmasıyla gerçekleşir.

allocation

☆
pay etme / paylaşma
The allocation of healthcare resources must be guided by principles of equity and clinical necessity.
Sağlık kaynaklarının tahsisi, eşitlik ve klinik gereklilik ilkeleri doğrultusunda yönlendirilmelidir.

delicate

☆
hassas / nazik
Microsurgical procedures require the delicate manipulation of tissues under high-magnification operating microscopes.
Mikrocerrahi işlemler, yüksek büyütmeli ameliyat mikroskopları altında dokuların hassas manipülasyonunu gerektirmektedir.

vigorous

☆
dinç / enerjik / güçlü
Vigorous physical activity has been associated with a reduced incidence of cardiovascular morbidity.
Yoğun fiziksel aktivite, kardiyovasküler morbidite insidansının azalmasıyla ilişkilendirilmiştir.

swift

☆
hızlı / süratli
A swift clinical response is imperative in the management of acute myocardial infarction.
Akut miyokard enfarktüsünün yönetiminde hızlı bir klinik yanıt zorunludur.

compelling

☆
zorlayıcı
Compelling evidence from meta-analyses supports the use of statins in the prevention of coronary artery disease.
Meta-analizlerden elde edilen ikna edici kanıtlar, koroner arter hastalığının önlenmesinde statinlerin kullanımını desteklemektedir.

ambiguous

☆
muğlak / belirsiz
Ambiguous results from initial screening tests necessitate confirmatory diagnostic procedures.
İlk tarama testlerinden elde edilen belirsiz sonuçlar, doğrulayıcı tanı prosedürlerini gerektirmektedir.

reactive

☆
duyarlı / tepkili
Reactive oxygen species generated during cellular metabolism can cause significant oxidative damage to tissues.
Hücresel metabolizma sırasında üretilen reaktif oksijen türleri, dokularda önemli oksidatif hasara neden olabilir.

urgent

☆
acil
There is an urgent need for the development of novel therapeutic agents against antimicrobial-resistant infections.
Antimikrobiyal dirençli enfeksiyonlara karşı yeni terapötik ajanların geliştirilmesine acil ihtiyaç vardır.

peculiar

☆
acayip / garip / özel eşya
The patient exhibited a peculiar pattern of neurological symptoms not consistent with any known syndrome.
Hasta, bilinen herhangi bir sendromla tutarlı olmayan tuhaf bir nörolojik semptom örüntüsü sergilemiştir.

excessive

☆
aşırı
Excessive consumption of saturated fats is a well-established risk factor for atherosclerotic cardiovascular disease.
Doymuş yağların aşırı tüketimi, aterosklerotik kardiyovasküler hastalık için köklü bir risk faktörüdür.

viable

☆
uygulanabilir / yaşanabilir
Gene therapy has emerged as a viable treatment option for certain monogenic inherited disorders.
Gen tedavisi, belirli monogenik kalıtsal bozukluklar için uygulanabilir bir tedavi seçeneği olarak ortaya çıkmıştır.

convincingly

☆
ikna edici bir şekilde
The study convincingly demonstrated that regular aerobic exercise attenuates age-related cognitive decline.
Çalışma, düzenli aerobik egzersizin yaşa bağlı bilişsel gerilemeyi azalttığını ikna edici bir şekilde ortaya koymuştur.

drastically

☆
ani ve sert bir şekilde
The introduction of antiretroviral therapy drastically reduced mortality rates among HIV-positive patients.
Antiretroviral tedavinin uygulamaya konması, HIV pozitif hastalar arasındaki ölüm oranlarını büyük ölçüde azaltmıştır.

purely

☆
sadece / yalnızca
The aetiology of the disease is not purely genetic but involves complex gene-environment interactions.
Hastalığın etiyolojisi tamamen genetik değildir; karmaşık gen-çevre etkileşimlerini içermektedir.

vaguely

☆
belirsiz şekilde
The patient vaguely described symptoms of intermittent epigastric discomfort over the preceding months.
Hasta, önceki aylarda aralıklı epigastrik rahatsızlık semptomlarını belirsiz bir şekilde tarif etmiştir.

partially

☆
kısmen
The vaccine was found to be only partially effective against the newly identified variant of the virus.
Aşının, virüsün yeni tanımlanan varyantına karşı yalnızca kısmen etkili olduğu bulunmuştur.

seemingly

☆
görünüşe göre
Seemingly unrelated genetic polymorphisms may collectively contribute to the predisposition for complex diseases.
Görünüşte birbiriyle ilgisiz genetik polimorfizmler, karmaşık hastalıklara yatkınlığa toplu olarak katkıda bulunabilir.

instantly

☆
hemen / derhal
Point-of-care diagnostic devices can instantly detect the presence of specific biomarkers in blood samples.
Hasta başı tanı cihazları, kan örneklerinde belirli biyobelirteçlerin varlığını anında tespit edebilmektedir.

accept

☆
kabul etmek
The scientific community has come to accept the role of epigenetics in the regulation of gene expression.
Bilim camiası, epigenetiğin gen ifadesinin düzenlenmesindeki rolünü kabul etmeye başlamıştır.

regulate

☆
düzenlemek
Hormones secreted by the hypothalamus regulate a wide array of physiological processes in the human body.
Hipotalamus tarafından salgılanan hormonlar, insan vücudundaki çok çeşitli fizyolojik süreçleri düzenlemektedir.

influence

☆
etkilemek
Environmental toxins can influence the expression of genes involved in embryonic development.
Çevresel toksinler, embriyonik gelişimde rol oynayan genlerin ifadesini etkileyebilir.

discover

☆
keşfetmek
Researchers continue to discover novel molecular targets for the treatment of refractory malignancies.
Araştırmacılar, dirençli malignitelerin tedavisi için yeni moleküler hedefler keşfetmeye devam etmektedir.

recover

☆
iyileşmek
Patients who undergo comprehensive rehabilitation programmes are more likely to recover motor function after stroke.
Kapsamlı rehabilitasyon programlarına katılan hastaların, inme sonrası motor fonksiyonu geri kazanma olasılığı daha yüksektir.

endure

☆
dayanmak / katlanmak
Patients with chronic pain syndromes must endure prolonged periods of physical and psychological distress.
Kronik ağrı sendromlu hastalar, uzun süreli fiziksel ve psikolojik sıkıntıya katlanmak zorundadır.

take on

☆
üstlenmek
Medical professionals must take on additional responsibilities during public health emergencies.
Sağlık profesyonelleri, halk sağlığı acil durumlarında ek sorumluluklar üstlenmelidir.

work out

☆
çözmek
Researchers are attempting to work out the complex signalling pathways involved in tumour metastasis.
Araştırmacılar, tümör metastazında yer alan karmaşık sinyal yolaklarını çözmeye çalışmaktadır.

go through

☆
geçmek / deneyimlemek
All pharmaceutical compounds must go through rigorous preclinical and clinical evaluation before regulatory approval.
Tüm farmasötik bileşikler, düzenleyici onay öncesinde titiz preklinik ve klinik değerlendirmeden geçmelidir.